Reklam

MARŞ MİRA VE İHH

İnsan nisyan ile maluldür derler. Evet unutmak çoğu insan için kaçınılmaz bir durum hatta bazısı için bir lütuftur.

237 1

Fatih ÖNAL

Fatih ÖNAL

İnsan nisyan ile maluldür derler. Evet unutmak çoğu insan için kaçınılmaz bir durum hatta bazısı için bir lütuftur. Ancak bazı şeyler vardır ki, asla unutulmamalıdır, unutulması hakikati perdeler ardında bırakır. Bosna’nın dramı da işte tam da böyle, Doğu Türkistan gibi, Filistin gibi ve daha niceleri gibi unutulmaması gereken dahası ibret almamız gereken hadiselerdendir.
Balkanlar, köklü mazimizin çoğumuzca unutulmuş miraslarını barındıran topraklardır.. Osmanlı devletinin son yüzyılında yoğunlaşan toprak kayıpları sonucu, Yunanistan, Sırbistan, Karadağ, Romanya, Bulgaristan ve Bosna Hersek gibi nice eyaletleri elimizden çıktı. Bu topraklarda kalan Müslüman ahalinin büyük bir kısmı varlık mücadelesi verirken bir kısmı da günümüz Türkiye sınırları içine göç etti. Koca imparatorluğun iki kanadı; Anadolu ve Balkanlar iken artık tek kanatla kalınmıştı. Balkan Müslümanlarının çoğu önce komünizmin getirdiği baskı, ardından da totaliter yönetimlerin baskısı altında zor yıllar geçirdiler. Dönem dönem şiddetlenen eziyetler sonucu umudun adresi olan Türkiye’ye göç dalgaları arttı. Bu sancılı coğrafyanın son mağdurları Boşnak Müslümanları oldu. Bosnada yüz binlerce insan sadece Müslüman oldukları için Sırplar tarafından ve dünyanın gözü önünde canice katledildi.
1992 ile 1995 yılları arasında cereyan eden Bosna savaşı sırasında 312 bin Müslüman Sırplar tarafından şehit edilmiştir. Srebrenitsa soykırımı Bosnadaki zulmün en bilinenidir.
Bosnanın dramı yakın tarihimizin utanç vesikası olarak önemini korumakta. Acılar paylaşıldıkça hafifler düşüncesiyle Tavşanlı İHH Arama Kurtarma Ekibi gönüllüleri olarak Bosna’ya gitmeye karar verdik.  Rotamız Marş Mira.
Marş Mira “Barış Yürüyüşü” adıyla Srebrenizsa soykırımını anma etkinliklerinin en önemli ayağını oluşturmaktadır. Biz de ölüm yolunda hayata tutunmak için kaçan insanların acılarını yürüyerek anlamaya karar verdik.  Ailelerimizle birlikte toplam on bir kişi 7-12 Temmuz 2017 tarihleri arasında Bosnalı kardeşlerimizin yanındaydık. Saraybosna havaalanına  indikten sonra, iki gün Mirza isimli Boşnak’ın  evinde misafir olduk. İlk akşam Başçarşı’yı dolaştık. Reyhan isimli tertemiz yüzlü Boşnak delikanlısının rehberliğinde Hersek bölgesinin merkezi Mostar’da ecdadın izlerini sürdük. Mimar Sinan’ın eşsiz eseri Mostar Köprüsü’nü ziyaret ettik. Sarı Saltuk’un kurduğu Balagay Tekkesi’nde Hoca Ahmet Yesevi’ye kadar uzanan ferahlığı, serinliği hissettik. Nice ecdadımızın kabirlerini hürmetle ziyaret ettik. Her birinde ay yıldızlı yeşil bayrağın dalgalandığı yüzlerce cami, selamımızı alırcasına dimdik ayaktaydı. Ve Müslüman kardeşlerimizle hasbıhal ettik. Kısmen lisan ile ama ekseriyeti gönül diliyle anlaştığımız kardeşlerimiz, huzur ve güven dolu bakışlarıyla karşıladılar bizi.
3. gün yürüyüşe başlamak için Tuzla şehrine hareket etik. Yolda Cuma namazı için durduğumuz camide soykırımla ilgili Boşnakça yapılan Cuma hutbesini insanların gözlerindeki hüzünden tercüme ettik. Yürüyüşün başlayacağı Nezuk kasabasına varıp çadırlarımızı kurduk. Bundan sonraki üç gün boyunca, her gün yaklaşık 30 km yürüyüp akşamları çadırlarımızda dinlenmeye çalıştık. Yürüyüşe dünyanın bir çok yerinden insan iştirak etmişti. Bosna dışından gelenler arasında Türkiye ilk sıradaydı. Biz 150 kişilik Marş Mira Türkiye ekibiyle birlikte hareket ettik. Gençlik treni, İzcilik Federasyonu, İHH Arama Kurtarma ekipleri, Bursa Büyükşehir Belediyesi çalışanları ve bireysel olarak katılan yüzlerce insan Türkiye’den gelenler arasındaydılar. Boşnak köylüler bizi yollarda ikramlarla karşıladılar. Çoğu evlerini açıp buyur ettiler. Kahve Boşnaklarca çok sevilmekte ve yürüyüşe katılanlar için büyük kazanlarla pişirilip yüzlerce bardakla ikram edilmekteydi. Bizler de tesbih, örtü gibi küçük hediyeler sunduk bu nazik insanlara. Gönüllerde nice yeni köprüler kurduk. Beş çocuğunu kaybeden bir anneden, ayak parmakları kopan bir babaya kadar nicelerinin hikâyesini dinleyip kederlendik. Yolculuk boyunca su toplayan ayaklarımızdan dolayı şikayet edemedik çünkü bu yolda ayakkabısı olmadan yürüyenlerde olmuştu. Yolculuk esnasında “Atalarım aç yürüdüler” diyerek verilen ikramları çeviren bir Boşnak gencinin bu asil davranışı, en büyük iltifatları hak etmiyor mu?  Boşnakların bize karşı en çok kullandıkları Türkçe kelime “arkadaş”. Bu sesi duyduğunuzda dönüp bakınca göreceğiniz şey size yönelmiş mütebessim bakışlardır. Sesin sahibini bulduğumda ben de gülümsüyordum. Sonra çoğu kez “arkadaş değil, kardeş” diyerek cevap veriyordum. Bir Boşnak askerin Türkiye sevgisini güzel Türkçesiyle dinlerken Çanakkale ruhunun ne olduğunu daha da anlamlı hissettim.
Bugün nüfusu 4,5 milyon civarında olan Bosna halkının yarıdan fazlası Boşnak diye tabir edilen Müslümanlardan oluşmakta. Sırasıyla Ortodoks Sırplar ve Katolik Hırvatlar ve diğer etnik unsurlar Bosna halkını oluşturmakta.
Tarihte Roma hâkimiyetinden sonra büyük bir krallık kurmuş olan Bosnalıların açtıkları kilise, papa tarafından haretik ilan edilmiş ve dışlanmıştır. Bir dönem Macar hâkimiyetine giren Bosna, Fatih Sultan Mehmet döneminde İslam topraklarına katılmıştır. İslama yakın ilgi duyan Bosna halkının büyük bir kısmı çok kısa bir süre içinde kendi rızalarıyla İslamiyeti benimsemişlerdir.  Farklı kültürler yüzyıllarca huzur içinde Osmanlı barışını yaşamıştır. Osmanlı devleti için önemli bir asker kaynağı olan bölge, sancak statüsünden Kaptanlık denilen özel bir yönetim birimine dönüştürülmüştür.  Osmanlının önemli devlet adamlarından Ahmet Cevdet Paşa Bosna müfettişliği sırasında Boşnaklardan; iyi ve güzel ahlaklı, sağlam itikatlı, hürmetkar bir millet olarak bahsetmektedir. Osmanlının hasta adam ilan edildiği dönemlerde Rusya’ya karşı kaybettiğimiz 93 harbinden sonra imzalanan Berlin Antlaşması sonucu Bosna Hersek’in, mülkiyeti Osmanlıda kalmak suretiyle yönetimi Avusturya’ya verilmiştir. Osmanlı Devletinde II. Meşrutiyetin ilan edildiği karışıklık döneminde Avusturya, Bosna Hersek’i ilhak etmiş, Osmanlı Devleti bu durumu kabullenmek zorunda kalmıştır. Birinci Dünya Savaşında mağluplar safında yer alan Avusturya’dan alınan Bosna Hersek, Sırp krallığına bırakılmıştır. Bosna 1918 de yeni kurulan (Sırp- Hırvat- Sloven) Yugoslav krallığının bir parçası ilan edilmiştir. 
Bosna da yakın tarihte yaşanan acı dolu süreci  ise şöyle özetleyelim. Bosna Hersek Devleti Tito’nun Kristal kürem dediği Yugoslavya Sosyalist Federasyonu’nun bir parçası idi. Altı cumhuriyet tarafından kurulmuş olan Yugoslavya dağılırken askeri ve siyasi gücü ellerinde bulunduran Sırplar tüm imkanlarını büyük Sırp krallığını kurmak için kullandılar. Sırp kasabı diye anılan Slobodan Miloşeviç 1989’da I. Kosova savaşının 600. yılı anısına düzenledikleri büyük mitingde “Türklerden intikam yemini” yapmıştı. Sultan I. Murad’ın türbesinin yanına katili Miloş’un heykelini dikmişti. Yugoslav Halk Ordusuna hakim olan Sırplar, Slovenya ve Hırvatistan’a düzenledikleri harekat başarısız olunca  Bosna Hersek topraklarına askeri yığınak yaptılar. Makedonya da bağımsızlığını ilan etmişti. Müslümanlar ayrılıkçı fundamentalist etiketiyle izole edilmekteydiler. 
Müslüman toplumunun bu dönemdeki en önemli ismi Demokratik Eylem Partisini kuran Aliya İzzetbegoviç’ti.  Daha sonra Bilge Kral unvanını alacak olan Aliya ve birçok Müslüman aydın hapis cezalarına çarptırılmıştı.
Çetnik denilen Sırp unsurları silahlandırılmıştı.  Sırpların siyasi temsilcisi Radovan Karaciç söylemleriyle tansiyonu yükseltmekteydi. Sırplar özellikle Müslümanların yoğun olduğu bölgelerdeki nüfus yapısını değiştirmeye yönelik faaliyetlerde bulunmuşlardı. Müslüman köyü Kolibe yerle bir edilmiş ve hemen ardından Sırplar 21 Nisan 1992’de şiddetli saldırıları başlatmışlardı. Yugoslav Halk Ordusundan ayrılan Müslüman askerlerin kuruduğu Vatanseverler ligi ve bizim kurtuluş savaşındaki Kuvayımilliyeye benzeyen Yeşil Bereliler Sırpların karşısında mücadele etmekteydi. Aliya İzzetbegoviç, “savaş ilan etmeden savunma yapacağız” diyerek direnişi örgütlemekteydi. Ramazan ayında özellikle teravih sırasında camilere saldırılar düzenleniyordu. Arkan ve Şaşel adlarıyla ün yapmış Sırp caniler girdikleri bölgelerde acımasızca katliamlar gerçekleştiriyordu. Çoğu kez mermi kullanımı yerine bıçak kullanılması yönündeki emirler verilmekteydi. Temel amaç Müslümanları azınlık durumuna düşürmekti. Bu şartlar içinde Bosna Hersek bağımsızlık için referanduma gitti. Evet kararının ardından Sırplar saldırılarını daha da artırdılar. Saraybosna topçu saldırıları ve keskin nişancıların ateşleriyle kan gölüne dönmekteydi. Ustaşa adı verilen Hırvat milisleri de yer yer Müslümanlara saldırmaktaydı. Müslümanlar biraz geç kalsalar da kısa sürede kendilerini toplamış ve amansız bir mücadeleye girişmişlerdi. Bu sırada batılı devletlerin ara buluculuğu ile Boşnak, Sırp ve Hırvat liderler arasında Dayton antlaşması imzalanmıştı. 1995’te savaşı bitiren Dayton Antlaşmasına göre Bosna kendi içinde Bosna-Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti olmak üzere iki devletten oluşmaktadır. Devlet başkanlığı Boşnak, Sırp ve Hırvatlar arasında dönüşümlü olarak altı aylığına temsil edilmektedir.  Bosna savaşı sona erdi,  fakat elbette  bu büyük yıkımda geriye kalan her şey eksik kalacaktı. Bosna’daki savaşı anlamaya ve anlatmaya çalışan akıl tutulur, çaresiz kalır.
 Bosna savaşının yaşandığı bu süreçte en trajik olay ise Srebrenitsa katliamıdır.  Dünyanın kör, sağır ve dilsiz kaldığı Srebrenitsa… Savaş sırasında BM tarafından içinde Srebrenitsa’nın da bulunduğu altı yerleşim güvenli bölge ilan edilmişti. Srebrenitsa’nın 8 bin olan nüfusu 60 bine ulaşmıştı. Bölgenin güvenliğini sağlayan Hollandalı askerler güvende oldukları gerekçesiyle Müslümanların elinde sayılı miktardaki silahları da almışlardı.  Sırp Komutanı Ratko Miladiç BM askerlerinden otuzunu esir almış ve dünyanın gözü önünde Hollandalı komutana talimatlar vermekteydi. Hollanda barış gücü askerleri Srebrenitsa’dan çekilmiş ve Müslümanları Sırpların insafına bırakmışlardı. Müslümanlar şehir merkezine toplanıyor erkekler sorgulanacakları gerekçesiyle kamyonlara bindirilip götürüldükleri yerlerde kurşuna diziliyorlardı. Kadınların bir kısmı kapatıldıkları evlerde Sırp askerlerin insafına bırakılıyor büyük bir bölümü akü fabrikasında  işkenceye tabi tutuluyordu. Halkın bir bölümü şehir merkezi yerine dağlara yönelip kaçmaya başlayınca Çetnik denilen Sırp caniler peşlerine düşmüş ve katliama devam etmişlerdi. Kaçabilen 15 bin kişiden sadece 3 bini Tuzla şehrine ulaşıp kurtulabildi. Katledilenlerden 8372 kişinin cesedine ulaşılabilmiştir. Binlerce ceset toplu mezarlarda bulunmayı beklemektedir.
Yol boyunca onlarca toplu mezar gördük. Her birinde yüzlerce insan gömülmüş. Mezarların bazıları ikincil hatta üçüncül mezarlar. Sırplar katlettikleri insanları gömdükleri mezarlardan çıkarıp başka toplu mezarlara nakletmişler. Bazı cesetleri parçalayarak farklı yerlere gömmüşler.
Yol boyunca birçok camiden tekbirler ve ilahiler duyuluyordu. Gördüğümüz bir cami hepimizin içini sızlattı. Minaresinin şerefe kısmı Sırp topçusu tarafından yıkılmış, öylece yerde duruyordu.
Yürüyüşümüzün son gününde yaklaşık 100 km yol kat ederek Srebrenitsa’ya  vardık. 22 yıl önce insanların canlarını kurtarmak için kaçtıkları yere biz döndük dercesine vardık. O kocaman mezarlığı görünce nefesim kesildi. Her toplu mezar başında okuduğum Fatihalara bir yenisini daha eklerken buranın tüm ümmetin vicdanında bir yara olduğunu hissettim. Ertesi gün tören alanında DNA örneklerinden kimlikleri tespit edilen 71 kişinin defin töreni vardı. 22 yıl önce ölmüş 71 kişinin cenaze namazını kıldık, 22 yıl önce ölmüş 71 kişinin üzerlerine küreklerle toprak attık…
Başkent Saraybosna savaşın izlerini üzerinden geçen 22 yıla rağmen olanca tazeliğiyle taşımaktadır. Kurşun ve top mermisi izleri binaların üzerinde damlayan birer gözyaşı bekli de kanayan bir yara gibi hala durmaktadır.
O güzelim coğrafyayı gezerken aklım almıyor yaşananları, “Güzelce yaşamak varken bu ne öfke” diye bir soru beliriyor. Cevap yok. Sonra bir ses “bu dram yeni bir Habil ve Kabil hikayesi” diyor. Umalım ki bu son olsun.
Son gün Bosna’dan ayrılırken yine Reyhan bıraktı bizi havaalanına. İnişimizdeki heyecan ve merak duygusu yerini hüzne bırakmıştı. Uçağın zor havalanması gönlümüze ağır gelen duygulardan mıydı bilemedim.
HH Tavşanlı gönüllüleri olarak Bosna'da olmamızın ayrı bir önemi daha bulunmaktaydı. İHH İnsan i Yardım Vakfı, 1992 yılında başlayan Bosna Savaşı’na kayıtsız kalamayan gönüllülerin başlatmış olduğu yardım çalışmaları sonucunda vücut bulmuş bir organizasyondur. Kuruluşun temelinde Avrupa da yaşayan Türklerin büyük emeği vardır. Bosna savaşı sırasında BM'ye yapılan başvuru ile uluslararası yardım kuruluşu olarak tescil edilen IHH, Saraybosna'ya uygulanan ablukayı aşarak, Boşnak kardeşlerimizin temel ihtiyaçlarının karşılanması için çalışmalar yürütmüştür. Bosna'da yaşanan zulmün dünyaya duyurulmasında büyük bir öneme sahip olmuştur. Savaş sonrasında ise ortaya çıkan birikim ve tecrübenin farklı coğrafyalarda biçare gönüllere ulaşması düşüncesiyle, varlığını devam ettirmiş ve 1995 yılında vakıf olarak İstanbul merkezli yapılanmasını güçlendirmiştir. Bugün ülkemizde ve dünyanın 135 ülkesinde hayırseverlerin yardımlarını ihtiyaç sahipleriyle buluşturan bir misyona erişmiştir. Yürüyüşümüz sırasında bir yudum suyun ne kadar önemli olduğunu yaşayarak hissedince, o savaş şartlarında mazlumların imdadına yetişmenin, insani yardımın ne derece hayatiyet taşıdığını da bir kez daha idrak ettik.
 

Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Cevdet TAŞKINGÜL196 - 28.07.2017 20:50:49
Teşekkürler hocam. Bosna ya yaptığımız ziyaretimizi güzel bir dille özetlemişsin.