Reklam

KABEYİ TUTTURAMIYORUZ...

“Doğu da, batı da Allah'ındır. Nereye yönelirseniz Allah'ın yüzü oradadır. Allah('ın gücü) geniştir ve O, her şeyi bilendir.(BAKARA – 115) ”

3539 2

OSMAN ESER

OSMAN ESER

Uzun bir aradan sonra tekrar toplanıldı Zülkaf odasına. Yeni gelenlerin yüzünde endişeli bakışlar, tedirgin surat ifadeleri hâkimdi. Oda yine yavaş yavaş kalabalıklaşıyor, sadece gençler değil orta yaştan insanlar da gelmeye başlıyordu. Cevahir Amca erken gelmişti odaya bugün. Artık başlamalıydı konuşma. Sultan Akif yine her zamanki yerinde gözleri fazlasıyla açık bir şekilde Cevahir Amcanın ağzından dökülecek kelimeleri beklemekteydi. Cevahir amca bugün soruyla başladı sohbete.
“Bugün kim namazını yürüyerek kıldı?”
Soru ilginçti elbet, açıkçası kimse de beklemiyor değildi böylesine ilginç bir soru. Çünkü bugüne kadar sıradan bir sohbet olmamıştı hiç bu odada. Tekrarladı sorusunu.
“Eee bugün kimse atın üstünde namaz kılmadı mı yani?”
Atın üstü de neydi. Cevahir amca şaşırmış olmalıydı. Yürümeyi, koşmayı bırakıp atın üzerinde namaz kılmaktan bahsediyordu. Sultan Akif’in gözleri daha da açıldı ve ürkek bir ses tonuyla
“Atın üstünde namaz mı kılınır?”
Tamda bu soruyu bekliyormuşçasına hemen cevap verdi Cevahir Amca.
“Sadece atın değil evlat. Arabanın içinde, eşeğin üzerinde bile kılınabilir dersem inanır mısın bana?”
“Kuran-ı Kerim doğrultusunda ayet gösterebilirsen neden olmasın.”
“Eğer bir korku halinde iseniz, yaya veya binek üstünde giderken kılın. Güvenlik ortamını bulduğunuz vakit de böyle bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği gibi hemen Allah'ı zikredin. (BAKARA – 239) gördüğün üzere zor durumdayken yürürken bile kılınabiliyormuş bu namaz denilen mükemmel ibadet. Sonuçta namaz sadece basit bir ibadet değil, bunu sende bilirsin ki namaz Allah ile konuşmadır. Sen yürürken arkadaşınla nasıl konuşabiliyorsan, Allah ile de konuşabilirsin. Bunda bir sakınca göremiyorum.”
Hemen lafa girdi Sultan Akif.
“İyi ama koşarken kıbleye doğru mu koşacak.”
“kıbleye yönelmesine gerek yok ki, Allaha yönelmiyor musun sonuçta, e Allah her yerde değil mi? Kıbleyle niye sınırlandırıyorsun?”
“O zaman sıkıntı olur, zor durumdayken kıbleye yönelmesek sıkıntı olmaz, ama normal namazdayken kıbleye yönelmek zorundayız. Böyle iş mi olur?”
“Normal namazdan kast ettiğin şey ne? Camide kılınan namazda bile kıbleye yönelmen şart değil evlat.”
Oda bir anda dikkat kesildi. Nasıl olurda namaz kılarken kıbleye yönelmek şart olmaz, bu adam çıldırmış olmalıydı. Sonra devam etti Cevahir Amca.
“Doğu da, batı da Allah'ındır. Nereye yönelirseniz Allah'ın yüzü oradadır. Allah('ın gücü) geniştir ve O, her şeyi bilendir.(BAKARA – 115) ”
Şaşkındı suratlar. Bu ayeti atlamış olamazdı büyük din bilginleri, kıble şart, aman kıbleyi iyi tutturalımcılar. Cevahir Amca devam etti.
“Bu ayeti dua niteliğinde algılayıp yok efendim namazda kıbleye yönelmezsek namazımız olmaz diyenler olabilir. O zaman ayeti unut ve fizik çerçevesi etrafında tekrar düşünelim, kıbleye üç bin kilometre uzaklığındasın. Kıblenin neresi olduğu hakkında kesin bir bilgi var elinde, bir santimetre kayarsan o doğrultudan ki bununda zaten olmaması imkânsıza denk gelir, aradaki mesafeyi de dikkate aldığımızda o bir santimetrelik kayma, kâbeye gidene kadar baharat yolu olur, bu da zaten Kâbeden başka yerlere secde ettiğin anlamına gelir. Ayrıca biraz fizik bilen adam bile seni dininden edebilir, yüz kez namaz kılsan Kâbeyi tam anlamıyla tutturabilmen çok zor olacaktır. O yüzden Kâbe, bir semboldür. Allah oraya yönelmemizi isteyerek sadece bana yönelin diyordu aslında, putların önünde secde etmeyin anlamında. İlla namazda oraya yöneleceksiniz diye vurgu yapmamıştı. Kâbe bir toplanma yeridir, eşit olan her Müslümanın ayrıcalıksız bir şekilde muamele gördüğü, üstünlüğün olmadığı, Mal, mülk, para, servet üstünlüğünün Allah katında hiçbir değerinin olmadığı, sadece tek bir amaç, tevhid inancı için toplanıldığı… Sadece ve sadece bir üstünlük vardı orada, o da takva üstünlüğüydü, zaten o da Allah katındaydı.”
Kabul etmek güçtü bu durumu. Kurana sarıldı eller, yalnız bir hata vardı ortada, kimse bir kez bile hatmetmemişti anladığı tarafından. O yüzden bir kişi bile ses çıkartamamıştı. Bu olayın aksini iddia edecek hadisçilerde susuyordu çünkü ortada ayet vardı ve gayet açık bir şekilde duruyordu çelişkisiz kitapta. Devam etti Cevahir Amca…
“Ben bu konuyu gidin kafanıza göre bir yere secde edin anlamında anlatmıyorum. Zaten anlayan anladı ne demek istediğimi geri kalanı zaten beni din düşmanı ilan etti ve aynı zamanda bir yerden sonra kulaklarını bile tıkayıp duymadı bile benim neler dediğimi. O yüzden, mecbursanız, bir yerlerde kıbleyi bulamayacak taraftaysanız, yönüm kıble diye niyet etmeniz yeterli olacaktır. Öyle camiye gidip imam efendiye bu gün biraz sola doğru kılsak şu öğle namazını, hem değişiklik olur. Ya bu günde ikindiyi kıblenin tam zıttına kılayım zaten kabul oluyor diyesiniz diye anlatmıyorum. Zaten ben bilgiye açık birisi olarak bunları anlatıyorum, bir kişi çıkıp bak bu AYETTE senin dediğine zıt bir şey söylüyor Allah desin, oturur araştırıp, tartışıp, doğrusu neyse ona yönelirim. Korkmayın Allah kelamını yanlış öğrendiniz diye dinden çıkmazsınız, o yanlışı görüpte düzeltmediğinizde biter her şey. İnsanlar yanlış öğrenirim de dinden çıkarım düşüncesiyle şu kitabı doğru düzgün öğrenemiyor işte.”
Vakit bu kez çok çabuk geçmişti. Ve bugün sohbeti bitirmişti Cevahir Amca, konular git gide değişiyor, tartışmalar çok daha gür bir sesle oluyordu dışarda sokakta. Cevahir Amca diye birisi vardı artık, neredeyse bilinen her doğruya yanlış diyen…

Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ekrem Birinci141 - 06.09.2015 02:36:11
Güzel... Kalemine sağlık
Avatar
Ömer Uzan140 - 05.09.2015 18:59:04
Pravo bayım. Heyecanla takipteyiz...