Reklam

GEZİ NOTLARI

GEZİ NOTLARI BOSNA HERSEK SARAY BOSNA 17 Eylül -22 Eylül tarihleri arasında Balkanlar’a yaptığımız geziye birçok dilde karşılığı Sarajevo olan Saraybosna’dan başladık.

104 0

Hasan ÜNER

Hasan ÜNER

GEZİ NOTLARI
BOSNA HERSEK
SARAY BOSNA
17 Eylül -22 Eylül tarihleri arasında Balkanlar’a yaptığımız geziye birçok dilde karşılığı  Sarajevo  olan Saraybosna’dan başladık. Saraybosna 2007 nüfus sayımına göre nüfusu 619.030 kişi olup Bosna-Hersek’in başkenti ve en büyük kentidir. Saraybosna Boşnakların bağımsızlık öncüsü bilge liderleri Aliya Izzetbegoviç’in anıt mezarının bulunduğu, Boşnak şehitliğine gittik. Fatiha okuyarak şehitliğe  girdiğimizde rehberimiz, şehitliğin ön kısmındaki  mezarın  savaş esnasında görev yapan  komutan olduğunu ifade etti. Daha sonra şehitliğin orta kısmında Izzetbegoviç’in anıt mezarına geçtik. Anıt mezar hilal havuz içerisindedir. Mezar, beş sütun üzerinde kubbe ile örtülmüştür. Rehberimiz Aliya Izzetbegoviç’in hayatından kısaca bahsetti :16 yaşında kurdukları Müslüman Gençler Kulübü vasıtasıyla 2.Dünya Savaşında  mağdur insanlara yardım ettiler.24 yaşında İslamcılık suçundan cezaevinde yattı. İslam Manifestosu adlı bir kitap yazdı. Miladi İslam adlı örgütü yeniden örgütlemekten 11 yıl ceza yedi. Hapisteyken Yugoslavya’nın dağılma sürecinde aftan yararlanarak ceza evinden çıktı. 1992-1995 yılları arasındaki savaş döneminde sorunların çözümünde anahtar isimlerden olmuş tur.2000 yılında sağlık sorunları nedeniyle hem devlet başkanlığında hem parti başkanlığından istifa etmiştir.” dedi.                                                                                                                                                            
Anıt mezardan  Başçarşı’ya giderken  Macar Kralı Franz Ferdinand’ın ve eşinin Goirila Pirincip tarafından öldürüldüğü Latin Köprüsü üzerinden geçtik.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                      
 Başçarşı’da Saraybosna’nın kalbi sayılan yerde bulunan Gazi Hüsrev Bey Camii 1531 yıiında Gazi Hüsrev Bey tarafından yaptırılmıştır. Camii balkanların en büyük camisi olup kesme taşlardan yapılmıştır. Ayrıca Saray Bosna’nın ilk camii Fatih Sultan Mehmet (Hünkar) Camii TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı)n tarafından restore ediliyor.  Camii Saraybosna’nın kurucusu İshakoğlu İsa Bey tarafından Fatih Sultan Mehmet Han’a hediye edilmiştir. Ayrıca TİKA Saraybosna’da Başçarşı’nın  yenilenmesine katkıda bulunmuştur.
Caminin tam karşısında gördüğümüz Saat Kulesindeki saat ayın güneşin etrafında dönmesiyle hesaplanan saattir (Eskilerin deyimiyle alaturka ).                                         
Yine Gazi Hüsrev Bey tarafından yaptırılan Kurşunlu Medresesini gördük. Medresenin bazı bölümleri günümüzde sosyal amaçlı kullanılmaktadır. Ancak yan tarafta bir bölüm günümüzde medrese olarak kullanılmaktadır.
Bursa’lı biri tarafından yaptırıldığı söylenen  Yeşil Camiyi karşıdan gördük.
Akşamın ilerleyen saatlarinde en son gördüğümüz Osmanlı Çeşmesiydi. Rehberimizin söylediğine göre Osmanlı Çeşmesi Osmanlı medeniyeti ile Avusturya-Macaristan medeniyetinin ayrıldığı noktadır.
Türk dilin,tarihini. dinini ve kültürünü yurt dışında tanıtmak için kurulan.40 ülkeye açılan 50 enstitü 100 iletişim noktasında hizmet veren YUNUS EMRE ENSTİTÜSÜ’ nün Saraybosna’daki  çalışmaları ise Türkçe dilini Bosna-Hersek’te Türkçeyi seçmeli  ders olarak okutulmasını sağlamışlar. Türkçe ders kitapları ücretsiz dağıtılıyor. Türk dili, tarihi, dini ve kültürü hakkında seminer, panel ve sempozyumlar  düzenlenmektedir.
 
MOSTAR                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                          
18 Eylül pazartesi sabahı Saraybosna’dan Mostar’a hareket ettik. Saraybosna Mostar arası 100km.Yolculuğumuz esnasında Konijli şehrinin Konyis köyü yakınlarından geçerken rehberimiz açıklamada bulundu, Konyis köyünün altında Tito tarafından yaptırılan yeraltı şehri bulunduğun ifade etti.
Mostar, Bosna-Hersek’te Hersek bölgesinin en büyük şehridir. Neretva Nehri kıyısında yer alan şehir Hersek’in başkentidir. Nüfusu 100.000 dir. Mostar şehrinin Adriyatik denizi sahilinde 20 km lik kıyısı vardır. Şehir iki kısımdan oluşmaktadır, Mostar köprüsünün doğusunda kalan kısmına Eskişehir denilmektedir. Batı tarafında ise Tito döneminde yapılmış modern şehir vardır. Mostar şehrine girince otobüsümüzle  şehir turu  yaptık. Şehir turundan sonra Blegaj Devriş (Alperenler) tekkesine gittik.
Blegaj, Mostar havzasında yer alan bir kasabadır. Kasabanın hemen aşağısından Blegaj  nehri geçmektedir. Nehrin hemen yanı başında  oldukça mütevazi, temiz, bakımlı bir tekke bulunmaktadır. Üzüldüğüm  tek taraf ise bir zamanlar çevresindeki insanlara manevi hava terennüm ettiren, feyiz saçan İslamın Balkanlara sancaktarlığını yapan tekke, günümüzde ise görevini  müze olarak yerine getirmektedir. Müzeyi  bekleyen görevliye iki avro vererek içeri girdik.
Tekke, aktif olarak hizmet verdiği dönenlerde Halvetilik, Nakşibendilik, Rufailik gibi tasavvufi ekollerde hizmet vermiştir. Tekke her ne kadar Osmanlı döneminde üne kavuşsa da kuruluşu daha eskilere dayanır. Şöyle ki; Evliya büyüklerinden Ahmet Yese vi hazretleri Anadolu ve Balkanlara İslam’ın yayılması için yetiştirdiği talebeleri göndermiştir. O talebelerden Sarı Saltuk, Balkanlara gelerek şimdiki tekkenin olduğu yere yerleşir, tekkeyi kurar, öğrenci yetiştirmeye başlar. Bunun için tekkenin başka bir adı da Alperenler Tekkesidir.
Tekke avlusuna girdiğimiz de sol tarafta gayet muazzam yapılmış abdest alma yerleri ve tuvaletler vardır. Tekke iki katlıdır. Girişte bazı bayanlar için örtünme maksatlı kıyafetler bulunmaktadır. Tekke ahşap bir yapıdır. Girişte üç oda vardır. Üst katta da üç oda vardır. Odalara sahanlık kısmından geçilmektedir. Açıklamalar yabancı dilde olduğundan odalar hangi amaçlı kullanıldı bilemiyoruz. Tekkenin kuruluşundan kapanışına kadar İLAHİ KELİMETULLAH DAVASINA hizmet edenlerden Allah Razı olsun.
Tekrar Mostar’a döndüğümüzde, Eskişehir dedikleri bölgede bazı evler dikkatimizi çekti. Bazı eski evlerin çatıları kiremit yerine inceltilmiş taşlardan yapıldığını gördük. Merak ettim, Mostar’ın yerlilerine sordum, buralarda fırtınaların çok sert olduğunu evlerin çatılarını götürdüğünü, bu nedenle çatıların kiremit yerine taşla örtüldüğünü söylediler.
Mostar Köprüsü, Potvelez ve Hun Dağları eteğine sıkışan Neretva Nehri üzerine kurulmuştur. Mostar yerine köprüsü günümüze kadar dört defa yapılmıştır. Köprünün ilk yapımı Rumlar tarafındandır. Fatih Sultan Mehmet tarafından ahşap şekilde ikinci defa yapılmıştır. Köprünün üçüncü defa yapılışı ise, Kanuni Sultan Süleyman zamanında Sokullu Mehmet Paşa tarafından Mimar Sinan’ın öğrencisi Hayruttin Paşa’ ya 1566 yılında yaptırılmıştır. Köprü  1992 yılında ki savaşta Hırvatlar tarafından yıkılmıştır. Köprü daha sonra Türkiye Cumhuriyeti tarafından aslına uygun şeklinde yapılmıştır.
Mostar  köprüsü hilal şeklindedir. Köprü 24m yüksekliğinde,30m uzunluğunda 4m genişliğindedir. Köprünün yapımında kesme taş kullanılmıştır. Rehberimizin anlattığına göre, eskiden  evlenecek gençler yiğitliğini göstermek için köprüden atlarmış. Şimdi de gençler para karşılığında atlıyorlar. Yunus Emre  Enstitüsü müdüründen dinlediğimize göre,  Mostar Belediyesi tarafından Mostar Köprüsü üzerinden 7 m yükseklik ilave edilerek atlama yarışlarının düzenlendiğini ifade etti.
TİKA’ (Türk İşbirlği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı) nın Mostar’daki çalışmaları ise; 1.Mostar Köprüsünün eski haline getirilmesi (Unesco Dünya Bankası ile birlikte). 2.Sokullu Mehmet Paşa Köprüsünün restorasyonu.
Mostar’da YUNUS EMRE ENSTİTÜ’sünü bir arkadaşımla beraber ziyaret ettik. Müdürle birlikte beş personeli var. Müdür Enstitü hakkında bilgi verdi. Enstitü,2009 yılında kurulduğunu, şu anda 40 ülke-de 50 Yunus Emre Enstitüsü,100 iletişim noktasında hizmet verdiklerini belirtti. Amaçlarının Türk dili tarihini, dinini ve kültürünü buralarda tanıtmak. Türkçe Bosna Hersek’te seçmeli ders.7200 öğrenci Türkçe’ yi seçmeli ders olarak okumaktadır. Türkçe ders kitapları ücretsiz verilmektedir. Enstitü amacına yönel, panel, seminer çalışmaları yürütüldüğünü ifade etti.
19 Eylül Salı sabahı Sırbistan’ hareket edecektik. Ancak Bosna Hersek’ de uğrayacağımız bir bölge daha vardı; Srebrenista Katliam Bölgesi. Burası Saraybosna’ya 133km. Srebrenista Sırbistan yolu üzerinde. Tabiat zenginliği mükemmel olan bir yolda ilerliyoruz. Kilometrelerce ormanlık bölgeden geçiyoruz. Her taraf yemyeşil, bizim Karadeniz  bölgesini andırıyor. Yeşillikler arasında serpişmiş evler ,köyler daha güzel bir görüntü oluşturuyor. Yaklaşık 100 km kadar gittikten sonra otobüsümüz sağa döndü. Aynı tabiat güzellikleri arasında katliam bölgesine vardık. Yolumuzun sağ tarafı şehitlik, sol tarafı kullanılmayan fabrikalar.
Fabrikaların bir tanesini Savaş Müzesi yapmışlar. Müzenin duvarları1992-1995 savaş günlerini anlatan resimler yerleştirilmiş baktıkça insanın içi burkuluyor. İnsan resimlere baktıkça savaş günlerini gözünde canlandırabiliyor. Bize savaş günlerini anlatan yarım saatlik bir belgesel gösterdiler. Belgeselde kısaca anlatılmak istenen ise;  Savaş esnasında Sırplar fabrikalar bölgesindeki insanları silahlarını bırakmaları şartıyla fabrikalar bölgesinde koruma altına alacaklarını taahhüt ederler. Boşnak önderleri bu konuyu istişare ederler.  Nihayet kabul ederler. Çevreden 40 000 Boşnak fabrika önünde  koruma altına girmek için toplanmıştır. Sırplar önce erkekleri içeri almaya başlamışlar, ancak fabrikalar beş bin kişiyle dolmuştur. Sırplar fabrika içindekileri kurşun yağmuruna tutunca dışardaki Boşnaklar silahsıız bir şekilde dağlara kaçmaya çalışmıştır. Kaçan kaçmıştı kaçamayanlar ölümün pençesine düşmüştür. Sırplar şehit ettikleri bilinmeyen yerlerde toplu mezarlar halinde gömmüşlerdir. Savaştan  sonra Birleşmiş Milletler nezaretinde bulunan toplu mezarlardan çıkarılan cesetler DNA testi yapıldık-tan sonra yakınlarına teslim edilmiştir. Cenaze sahipleri cenazelerini bu şehitliğe defnetmeye başladılar. Bugün itibariyle şehitlikte 6500 şehit yatmaktadır. Rehberin anlattığına göre hala toplu mezarlar bulunmaktadır. Bulunan mezarlardan çıkarılan kemiklerin DNA testleri yakınlarına teslim ediliyor, bu Şehitlikte açılan yeni mezarlara gömülüyor.
Şehitlik, binlerce Boşnak şehidin ölümüne tanık olmuş , kaderine terk edilmiş fabrikaların tam karşısında Srebrenista eteklerine  geniş bir alana kurulmuştur. Şehitlik girişte sağ tarata abdest alınan yerler, sol tarafta bir namazgah hemen arka kısımda binlerce şehidin yattığı şehitlik ziyaretlerine gelenlerden Fatiha bekliyorlar.
Bosna-Hersek gezi gözlemlerimizle ilgili sonuç olarak; Gerek Saraybosna’da, gerekse Mostar’da kültürel miraslarımızın bazıları garip durumdadır. Bazı camilerimizde ezan içerde okunmaktadır. Bazı camilerimizde namaz kılınamamaktadır. Hatta bazı camilerimiz yıkılmaya terk edilmiş gibidir. Yunus Emre Enstitüsü’nün avlusundaki cami bu tespitlerime bir örnektir. Bu topraklarda kültürel mirasımızı ayağa kaldırma gayretiyle çalışan TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı)’nın çalışmaları takdire şayandır. Bundan sonra da daha güzel çalışmalara imza atacağından şüphemiz yoktur.    
                                                                       SIRBİSTAN
Srebrenista (katliam şehri) dan ayrıldıktan sonra tekrar Sırbistan yoluna girdik. Yerleşim merkezleri yolun iki tarafına serpişmiş vaziyette. Evlerin çatıları kar oyalanmasın diye oldukça dik yapılmış. Çatılarda hala kılçık antenler mevcut. Sırbistan sınır kapısını geçtikten sonra düz geniş bir ovayla karşılaşırız. Sanki kendiniz Çukurova’da sanırsınız. 168 km’lik Belgrad yolculuğu dört saatlik bir zamanda Belgrad’a girerek bitirdik.
BELGRAD
Belgrad’a  girdiğimizde saatimiz akşam beşi gösteriyordu. Otobüsümüzle kısa bir şehir turu yapıldıkdan sonra Kale meydanı’ na gitmek üzere otobüsten indik. Rehberimiz Belgrad’ın nüfusunun 1200000 olduğunu söyledi. Yürüdüğümüz cadde üzerindeki görkemli binalar her haliyle Tito döneminde yapıldığı belli oluyordu.
Belgrad’ın gezilecek yerlerin arasında ilk sırayı Kale Meydanı Parkı alır. Belgrad Kalesi parkın içindedir. Tuna ve Sava nehirlerini buradan rahat görüyoruz. Kale Meydanı’nda gezinmek insanı şehrin yorgunluğundan uzaklaştırır.
Askeri  Müze bölgesine girdiğimizde rehberimiz bu müzenin 1878 yılında kurulduğunu ifade etti. Müzenin dışarısında sergilenmiş araç, gereçler son yüz yıl içerisinde kullanılan top, tank, tüfek vb. savaş silahlarıdır. Müzenin içerisinde ise, tarih öncesi çağlardan günümüze zengin bir koleksiyon sergilenmektedir.
Yukarı kasabanın  girişinde bulunan İstanbul Kapısı önünden İstanbul’a uzanan  yoldan adını almaktadır. Kalenin güneydoğu bölgesinin ana kapılarından olup 1750 yılında inşa edilmiştir.  Yan siperler de-mir kaplamaya sahip çift kapıyla güçlendirilmiştir.
Saha kapısı ve saat kulesi iç içedir. Avusturyalılar tarafından, saha kapısı ve saat kulesi beraber yapılmaya beraber başlanmıştır.18.yüz yılda yapımı Osmanlı döneminde bitirilmiştir.
1876 yılında bu topraklarda şehit edilen Damat Ali Paşa’nın Türbesi Kale Meydanı’nda Belgrad iç kalesinde yer almaktadır. Rehberimizin belirttiğine göre, Tepedelenli Selim Paşa ve Çeşmeli Hasan Paşa’nın naaşları da bu türbede bulunmaktadır.
Zindan Kapısı 15.yüz yılda Macarlar tarafından inşa edilmiştir. Osmanlıların Belgrad’ı almasından sonra Zindan Kapı adını almıştır.
Sırp olarak doğan Sokullu Mehmet Paşa, Osmanlı döneminde devşirme olarak Edirne’ye getirilmiş vezirliğe kadar yükselmiştir. Belgrad’da O’nun adına günümüze kadar ulaşmış tek eser Sokullu Mehmet Paşa Çeşmesidir. 16.Yüz yılda yapılan bu çeşme günümüze kadar gelen nadir eserlerdendir. Rehberimizin ifade ettiğine göre,2006 yılında yapılan restorasyon günümüze kadar çeşmeden su ak-maktadır.
Cumhuriyet meydanında Sırp Prensin at üzerinde heykeli vardır. Cumhuriyet Meydanı, Belgradlıların arkadaşlarıyla buluşmak için randevu verdikleri yer olarak ünlenmiştir.
Belgrad’da üç dört saatlik gezi gözlemlerimiz bunlardır.
                                                                         MAKEDONYA
20 Eylül Çarşamba sabahı Makedonya’ya hareket için saat 8.00 de yola çıktık. Varacağımız ilk durak Üsküp. Üsküp, Makedonya’nın başkenti. Belgrad’a 436 km. Yolculuğumuzun altı saat süreceği belirtildi. Yolumuz yine geniş  ve düz ovalardan geçiyor. Yerleşim merkezleri bu güzergâhta da yolun sağına soluna serpişmiş şekilde. Evler genellikle tek katlı, iki katlı olan ev az. Bu defa farklı olan kiliselerin yanı sıra camii ve minareleri görmeye başladık. Rehberimiz sınıra yaklaştıkça köylerin Müslüman köy olduğunu, buralarda Müslümanların çoğunun Arnavutlardan oluştuğunu belirtiyor. Saat iki sıralarında Üsküp’e giriyor .
ÜSKÜP                                                                                                                                                                                                     Üsküp’ün nüfusu yedi yüz bindir. Şehrin nüfusu, Makedon, Arnavut, Romanlar, Sırplar, Türkler ve az sayıda Boşnak’tan oluşmaktadır.  Türk nüfusu: on bin civarındadır. Ünlü Şair Yahya Kemal Bayatlı Üsküplüdür. Üsküp şehrinin her köşesinde bir evliya yattığı için Yahya Kemal “Üsküp, Fatih devrinin manevi mezarlığıdır.” Demektedir.  Şehir Vardar Nehri’nin iki yakasına kurulmuştur. Nehrin sol yanında kalan bölüm eski Üsküp ,sağ yanında kalan bölüm ise yeni Üsküp. Geçişler meşhur taş köprü üzerinden sağlanıyor. Vardar nehri kaynağından çıktıktan yirmi beş kilometre sonra dökülür. Şehir içinde birkaç ırmak da Vardar Nehri’ne karışır.
Türklerin yaşadığı eski şehir: Vardar Nehri’nin sol tarafındadır. Tam bir Osmanlı şehridir. Lokantaları, kahveleri Anadolu’yu andırıyor. İnsan burada kendini sıcak bir atmosferde hissediyor. Türkler burada yaşamaktadır. Camileri temiz bizim alışık olduğumuz havayı terennüm ettiriyor. Türklerin yaşadığı tarafın cami ve kültürel değerlerine Makedon hükümeti yardım etmediğini, TİKA, Yunus Emre Enstitüleri vasıtasıyla Türkiye’nin yardım ettiğini öğrendik.
Şehrin yeni olarak anılan kesim:  Vardar Nehri’nin sağ tarafındadır. Tito döneminde şehrin bu tarafına farklı davranılmıştır. Binalarıyla, cadde, sokaklarıyla, alış veriş merkezleriyle modern bir görünüm arz etmektedir. Makedon Hükümeti bu tarafa yaptığı çalışmalar Hıristiyanlık alametlerini yerleştirme gayreti gibidir. Şehri karşıdan gören dağın tepesindeki büyük haç ile kilise bunun örneğidir. Yine şehrin bu tarafını Makedon kültürünü canlandırmak için çakma heykellerle doldurmuşlar.
Şehir içi gezinti yaparken Murat Paşa Camisini gördük. 1463 yılında Osmanlı mimarisine göre yapılmıştır. Cami görkemli iç yapısının yanı sıra çatısıyla dikkat çekmektedir.
Saat Kulesi Üsküp’ün simgelerindendir. 16.yüz yılda inşa edilmiştir. Namaz vakitlerini öğrenmek için yapılmıştır. Osmanlı İmparatorluğunun yaptırdığı ilk saat kulesidir. Kule’nin saat kısmı Macaristan’dan getirilmiştir. 1963 depremin-de kulenin saati kaybolduğu için şimdi kullanılan saat İsviçre’den getirilmiştir.
Eski Tren İstasyonu (Garı) 1938 yılında yapılmıştır. 1963 deki depremde hasar görmüştür. Binanın önünde saat var. Saat altıyı on yedi geçe durur. O günden itibaren saati bir daha çalıştırmazlar. Şu anda bina müze olarak kullanılmaktadır.
Davut Paşa Hamamı, 15.yüz yılda Sadrazam Davut Paşa tarafından Taş Köprünün yanında çifte hamam olarak yaptırılmıştır. Şehirde İsa Bey hamamıyla ayakta kalan iki hamamdan birisidir. Şu anda müze olarak kullanılmaktadır.
Arnavut kökenli Rahibe Terasa Osmanlı döneminde burada yaşamıştır. Üsküp’te bir anı evi olarak yapılan Rahibe Terasa Evi’nin inşasına 2008 yılında başlanıp,2009 yılında açılışı yapılmıştır. Anı evi  içerisinde Rahibe Teresa ve ailesi ile ilgili heykeller ve diğer eserler bulunmaktadır.
 KALKANDELEN (TETOVA)
Üsküp’e otuz sekiz kilometredir. Kalkandelen Şar dağları eteklerinde Vardar Ovası üzerinde kurulu bir şehir. Bu nedenle yolculuğumuzun büyük bir bölümü dağlar arasında geçti. Vardar Ovasından geçerken cd eşliğinde “Vardar Ovası” şarkısını hep beraber söyledik. Arkasından rehberimiz bize “Kalkandelenliyiz Ezelden” şarkısını dinletti. Nüfusu doksan bin civarında. Kentin çoğunluğunu Arnavutlar oluşturmaktadır. Vardar nehrinin en büyük kolu Pena nehri şehrin ortasından geçmektedir. Kalkandelen oldukça yeşillere bezenmiş bir şehirdir; öyle ki şehrin merkezi, çevresi yemyeşil ağaçlarla çevrilidir.
Otobüsümüz kısa bir şehir turu attıktan sonra şehir merkezine bir buçuk kilometre uzaklıkta Harabati Baba Tekkesi ’ne gitmek için yola çıkıyoruz. Yol esnasında karşıdan, şu anda Sanat Galerisi olarak kullanılan Türk Hamamını görüyoruz.
Harabati Baba Tekkesi 15.Yüz yılda Sersem Ali Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kalkandelen’ li Cumali adlı bir kardeşimiz bize tekke hakkında açıklamalarda bulundu: Macaristan’dan bir seferden dönerken,  vezir Server Ali Paşa buraya uğramıştır. Buradan etkilenen Paşa bütün rütbelerini atarak, dünya nimetlerinden uzaklaşarak, tekkeye derviş olmuştur. Tercihini bu yönde yapan paşaya halk “Sersem Baba” lakabını takmıştır. Zamanında Bektaşiler Balkanlara gelerek buraları Müslümanlaştırmışlardır. Bir dönem sonra tekkenin kurucusu Bektaşi Sersem Ali Baba İstanbul’a çağrıldı. Yerine Harabati Baba (buralara Malatya’dan asker olarak gelen Mehmet adında bir derviş, tekkenin işleriyle uğraşırken kendisine Harabati Baba denmiştir.) geçmiştir. Bundan sonra tekke, Harabati Baba Tekkesi olarak anılmıştır. (Harabati Baba, Balkanlara gittiği bir savaşta şehit olmuştur. Mezarı bilinmemektedir. Tekede ki türbe sadece makamıdır). Tekke Balkan Savaşlarına kadar hizmet vermiştir. Tekke, birçok binadan oluşup,  geniş bir alana yayılmıştır. Burada bir mescid, Sersem Ali Baba‘nın Türbesi, Harabati Baba’nın parmaklı türbesi (makam),dervişlerin mutfağı, ahır ve ambar yer alıyor. Mutfak, ambar ve ahır günümüzde müze olarak kullanılmaktadır. Harabati Baba Tekkesi Tito döneminde otel olarak kullanılmıştır.
 Alaca (Boyalı) Camiye gidiyoruz. Cami 1495 yılında yapılmıştır. Caminin dışı ayrı bir renk cümbüşü, içerisi ayrı bir renk temaşası; görenleri hayrete düşürüyor. Rehberimizin anlattığına göre (rivayet) Hurşide ve Mensure Hanım adlı iki kız kardeş biriktirdikleri çeyiz paralarıyla bu camiyi yaptırmışlardır. Geniş bir bahçe içinde yer alan camii iki katlıdır. Bu caminin iki önemli özelliğ vardır. Birinci özelliği dışının pastel boyayla boyanmış olmasıdır. İkinci özelliği ise, klasik ev mimarisinde kullanılan çatıya sahip olmasıdır. Caminin minaresini görmezseniz burayı ev sanabilirsiniz.
Caminin tam karşısında 1822 yılında Kalkandelen’de idarecilik yapan Abdurrahman Paşa bir türbe yaptırmıştır. Bu türbede, bu camiyi yaptıran Hurşide ve Mensure hanım kardeşlerin mezarları vardır. Abdurrahman Paşa 1833 de Türbeyi genişletmek amacıyla yeniden inşa etmiştir.
OHRİD
Kalkandelen’den Ohrid’e doğru yola çıkıyoruz. Kalkandelen Ohrid arası 142 km. Yaklaşık iki saat sürecek. Vardar Ovasında yeşillikler arasında Ohrid’e doğru yol alıyoruz. Otobüsümüz bizleri şehrin  bittiği, Ohri gölün kıyısında bizi indirdi. Rehberimiz gerekli açıklamalarda bulundu. Alış veriş merkezlerinin (çoğunlukla mücevherat) bulunduğu Türk caddesinden meydana yürüdük. Meydan bütün caddelerin kesiştiği noktada.
Makedonya’nın güneyinde yer alan Ohrid, Antik kentin yerine kurulmuştur. Adını, üstünde kentin kurulu olduğu sarp tepeden almıştır. Ohri Gölü kenarındaki en büyük yerleşim merkezi olan Ohrid’in nüfusu 60000 dir. Bu şehir 1395 senesinde Osmanlı İmparatorluğuna dahil edilmiştir. Osmanlı döneminden kalan 10 cami, 1 tekke bulunmaktadır. Ayrıca şehirde 40 kilise bulunmaktadır. Taş döşemeli dar sokaklarda yer alan evler Osmanlı’nın izlerini taşımaktadır.  Ohrid Makedonların en önemli merkezlerindendir. Turistler tarafından da yoğun bir şekilde ziyaret edilen bir şehirdir.
Pir Mehmet Hayati Hz. Halveti Dergahı ve Türbesi Zeynel Abidin Paşa Camisinin avlusundadır. Mehmet Hayati Haz-retleri Buhara’da doğmuştur. Zahiri ve batıni eğitimini, Buhara, İstanbul, Balkanlarda yapmıştır. Eğitimini tamamladıktan sonra Ohrid’e 1720 (Dergah giriş kitabesinde) de geliyor. Zeynel Abidin Paşa Caminin yanına dergahı kuruyor. Ohri Hayati Halveti Tekkesi Ramazanilik şubesinin Hayatiye kolunun asitanesi  olmuştur. Bir tasavvuf merkezi olması yanı sıra Ohri’nin ve etrafındaki şehirlerin sosyal ve kültürel hayatlarında oldukça etkili olmuştur. Pir Mehmet Hayati Hz.leri 1766 da vefat etmiştir. Türbesi tekkenin içindedir.
Zeynel Abidin Paşa Camii ve Pir Mehmet Hayati Hz. Dergahı 2012 yılında TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı) tarafından restorasyon yapılmıştır.
Ohrid Gölünün uzunluğu 30km, genişliği 14,5 km dir. Gölün sularının üçte ikisi Makedonya sınırları içerisinde, üçte biri Arnavutluk sınırları içerisindedir.  Akşam saatlerinde Ohrid gölünde tekne gezintisi yaptık. Akşam karanlığının hem gölün hem de şehrin güzelliğini seyretmek doyumsuzdu.
Ohrid Kalesi hakim bir tepeye kurulmuş. Şehrin içinden bile rahat görülebiliyor. Tarih boyunca geçirdiği savaşlardan nasibini almış, sürekli yenilenmiş. Ohrid kalesinden göle uzanan duvarların üç kilometre kadar olduğu söyleniyor.
Ohrid Antik tiyatrosu mimari yapısı ve mükemmel akustiği ile dikkatleri üzerine çekiyor. Eski Ohrid bölgesinde yer alan antik tiyatro hala çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Pek çok  kez restore gören Antik Tiyatro, Roma döneminden günümüze kadar gelen nadir eserlerden biridir.
Ohrid’de gördüğümüz Osmanlı yapısı evler bizdeki Safranbolu evleri mimarisini andırıyor.
Ohrid merkezinde sırtınızı göle verdiğinizde hemen Makedonya bayrağının sağında kalan anıt, Kiril alfabesini bulan kardeşlerin anıtıdır.
RESNE
22 Eylül Cuma sabahı Manastır için yola çıktık. Yolumuzun Resne’ye kadar ola bölümü iki dağ arasında yeşillikler içerisinde yolumuz ağaçlarla kaplanmış, Resne’ye kadar güneşi görmüyoruz. Harika bir tabiat zenginliğini görmenin keyfiyle yolculuk yapıyoruz. Yeşillikler içerisinde zaman zaman virajlı yolları aşarak Resne’ye varıyoruz. Resne büyükçe bir kasaba görünümünde. Evleri oldukça bakımlı.1920 li yıllarda yapılmış evler bile gördük. Diğer yerleşim merkezlerinde gördüğümüz kilise ve camileri Resne’de de görüyoruz. İttihat Terakki’nin öncülerinden Resne’ li  Niyazi’nin  kendisine Paris’ ten gönderilen, üzerinde köşk resmi bulunan kartpostaldan  etkilenerek yaptırdığı konağı  avlusundan görüyoruz. Resne’ li Niyazi verdiği mücadeleden bir süre sonra İstanbul’ a gitmeye karar verir. Arnavutluk’un bir limanında koruması tarafından öldürülür. O zaman şöyle bir deyiş ortaya çıkar: “Ne şehit oldu, ne  gazi pisi pisine oldu Niyazi”.
MANASTIR
Ayni doğa güzellikleri içerisinde Manastır’a vardık. Şehir Balkanlar ve Orta Avrupa arasında bir geçiş noktasındadır. Ohri’ye uzaklığı 180 km dir. Yunanistan’a 15 km dir. 1382 yılında 1.Murat zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Atatürk buranın Askeri Lisesinden mezundur(1898). Bina dikdörtgen şeklinde ortasında avlu var. İki katlıdır. Bina müze olarak kullanılmaktadır. İlk katı Makedon kültürünü anlatan resim ve heykellerden ibarettir. Üst katta Atatürk için hazırlanmış bölüm vardır. Atatürk Anı Odası olarak hazırlanmıştır. Müzenin hemen yakınındaki meydanda Tito’nun heykelini görüyoruz. Makedonya 'da sadece bu şehirde heykeli var.   Camilerimizin olduğu şehir merkezine doğru yürüyoruz.
Yol güzergahında bir kilise görüyoruz . 1830 yılında bir Osmanlı Paşası (Reşit Paşa )rüyasında kilise ile ilgili bir hadise gördüğü için bu kiliseyi yaptırıyor.
Camilerimize varmadan yolun sol tarafında Saat kulesi var. Osmanlılar döneminde muhtemelen 16.yüz yılda yapılmış. Ancak bugün saat kulesinin en üstüne bir haç konulmuş. Kuledeki saat yarım saatte bir çan çalmaktadır.
Yeni Camii şehrin merkezindedir. 1558-1559 yılları arasında yapıldığı biliniyor. Minaresi 39 metredir. Tek Kubbelidir. Şu anda camii kullanılmamaktadır. Odalarında sergiler düzenlenmektedir.
İshakiye Camii İshak Çelebi tarafından 1506 yılına yaptırılmıştır. Şehrin en iyi korunmuş camilerindendir. Caminin minaresi 50 metre yüksekliğindedir. Günümüzde caminin bahçesinde çeşitli mezarlar, lahitler, mezar taşları görülmektedir. Bizim gördüğümüzde caminin bir bölümü TİKA tarafından restore yapılıyordu. Biz caminin diğer bölümünde Cuma namazı kıldık.
Beş  günlük Balkanlar gezisinin sonuna geldik. Gözlem ve değerlendirmelerim de mutlaka eksiklerim olmuştur. Genel tespitlerimle yazımı sonlandıracağım. Sırbistan gerek coğrafi durumu, gerekse Balkanlarda ki stratejik durumu gelecek açısından Bosna Hersek ve Makedonya’dan önde olduğu net bir şekilde görülüyor. Makedonya da bağımsızlıktan sonra sanayi çökmüştür, üretim azalmıştır. ENKA Holding burada yolları yapmaktadır. SÜTAŞ Makedonya da başarılı çalışmalarına devam ediyor. Anadolu Ajansı TRT hem Makedonya hem Bosna Hersek’te ofis açmıştır.
Ayrıca TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı) ve Yunus Emre Enstitüsü hem Bosna Hersek’te hem de Makedonya da kültürel çalışmalara katkı sağlamaktadır. TİKA’nın çalışmaları bakım ve onarıma ihtiyacı olan cami ve diğer kültür mirası eserlerimizi bu iki ülkede onarmaktadır. Ayrıca insan sağlığına hizmet maksadıyla engellilere de yardım elini uzatmaktadır. Yunus Emre Enstitüsü Türk dilini, tarihini, dinini ve kültürünü bu coğrafya da tanıtmak maksadıyla çalışmalar yapmaktadır. Türkçemizi bu iki ülkede seçmeli ders olma noktasına getirmiştir. Sadece Bosna Hersek’te 7200 öğrenci Türkçeyi seçmeli ders olarak seçmiştir. Ayrıca bu iki ülkede Türkçe yaz kursları açılmaktadır. İslam’ı bu topraklarda daha iyi anlatmak için din görevlileri gönderilmektedir. Yaz aylarında Türkçe kursları düzenlenmektedir. Bu iki ülkede okullarda sadece Türkçe kitapları ücretsiz olarak dağıtılmaktadır. Türk dilini, tarihini, dinini ve kültürünü anlatan panel, sempozyum, seminer ve çalıştaylar yapılmaktadır.
 
 
 
Temennimiz Türkiye’nin bu iki ülkeyle dostluklarını daha da geliştirmeleri ve her bağlamda çalışmalarını devamını istemektir.
                                                                                                                                           30/09/2017                                                                                                                                      Hasan ÜNER
 

Yorum Ekle
İsim
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.